Yazılar
Ebru Oğurlu Kısa – Tuhaf: Tanımlanamaz Olandan Parçalar
“Denizde çivit mavisi,
Merhaba yaşama gücüm”
Aras’a, Göktürk’e, Rüzgar’a, Şevval’e
Başlangıcı olup sonu olmayan, sebebi de o kadar net olmayan bir hayat sekansından fragmanlar yazmak istedim. Doğru yazı akışı, doğru alt başlık sıralamasını belirleyemedim. Öyle ya, başı var sonrası sonsuzluk…
Tuhaf deyince duraklarız. Oysa herkesin veya birtakım kimselerin muhakkak tanıdığı bir veya daha çok TUHAF vardır. Tuhaf toplumun normalinin ittiğidir. Toplum normlarına uymayan, iyi hasletlerle, bilgiyle, merhametle, düzgün bir karakterle tanımlanabilecek insanların, enselerindeki damganın adıdır tuhaf. Farklı bir dünyada yaşar gibi aramızda süzülen, bedenden sıyrılmış gibi artık ruh olmuş insanlar…
Neye sahip olursa, o mefhum değersiz görülür. Bir açıdan itibarsızlaştırılmış değerler bütünüdür tuhaf.
Ne kadar soyut bir tanım olsa da bu, gözlerinizi kapatırsanız dışarıya itip damgaladığınız Tuhaflar orada canlanacaktır.
Soruyu şimdiden sorulmuş kabul ederek cevaplıyorum:
Evet, toplum ‘tuhaf hareketleri olan insanları’ yaptırım güçleri varsa, statüleri yüksekse, paraları varsa olumlar. Hatta bu tuhaflıklar övülür. Bu Tuhaflar için geçerli değildir.
Ancak ‘tuhaf hareketleri olan insanlar’ ile ‘Tuhaf’ aynı değildir. Tuhaf olmak bir kimliktir, tuhaf hareketler ise sadece kusur. Tuhaf damgalanmıştır, Tuhaf hareketleri olan insan sadece eleştirilmiş…Tuhaf asla topluma dönemeyecek olandır, Tuhaf hareketleri olan insan ise toplumdan hiç itilmemiştir.
TUHAF İLE NORMAL: SINIR NET Mİ?
Normal sayılan karakter öncelikle Tuhaf kadar tanıdık değildir. Tuhaflar bir damgayla, dışarıda olmakla, yüzyıl sonra bile anlaşılan, tanınabilen bir masal kahramanı gibidir. Damgalanmaya müsait, o tipleme oluşu canlandırmaktadır tuhaf.
Normalin tanımı, toplumun devranının dönme haliyle değişir. Normalin zemini Tuhafın asırlarca çiğnediği zeminden çok daha kaygandır. Normallerin taşıdığı alt kimliklerden biri bu değişken normalli dünyada, bir gün ansızın lanetlenebilir.
Bir asılsız haberle milyonlarca otizmli çocuğu, bir manşetle bir halkı, bir video ile bir ruh sağlığı sorunu yaşayanları düşman edebilenlerin düzenidir yoludur Normalin yürüdüğü. Her an ayakları kayabilir, her an o hazır etiket onların ensesine vurulabilir.
Normal bir Tuhaf adayıdır ancak Tuhaf bir daha Normal olamayacak kadar itilmiştir. Her Normal Tuhaf’ını kendi içinde taşır. Bu yüzden Tuhaf’a bakan Normalin hisleri, Normalin aynaya baktığı o zor anlardaki korkudur. Fatma Girik’in başrol oynadığı ve konumuza çok da uzak olmayan Kambur filminde şu cümle geçer: ‘HERKES KENDİ KAMBURUNU İÇİNDE TAŞIR.’ Bu düzenin en doğru özeti belki de budur.
TUHAF İLE VELİ
Veli kişileri ulu, bilge olarak tanıtan tanımlayan sakinlik, edilgenlik, sabır, nezaket, ketumluk pek de tuhaflarda da vardır. Veli-Deli arasındaki insanların aşina olduğu ikilemde, aradaki çizgi son derece siliktir ve tanımlaması da zor bir sınır içerir. Tuhaf ile Veli arasındaki ayrıma bakarken ise kalın bir duvar görürüz. Tuhaf ile Veli kişileri ayıran tuhafın bu hasletleri taşırkenki amaçlarıdır.
Tuhaflar velilerden çok daha çaresiz kimselerdir. Bir tekkenin kapısından alınmayacak kadar, toplumun çökmüşlüğüyle çatışan yapılarda bile buyrun denilmeyecek kadar itilmiş olan kişidir Tuhaf.Tuhaf’ın toplumdan tamamen koparak kendi benliğini koruma, kendini gerçekleştirme hakkı bile yoktur. Yıllar önce ismini hatırlamadığım bir yazar hakkında yayınlanan belgeselde, yazarın doğru hatırlıyorsam eğer Tanca Günlükleri adlı eserinde şu minvalde bir cümle geçtiğini duymuştum: Bir yere ait olmayan büyük insandır, hiçbir yere ait olmayansa en büyük…Tuhafın yeri yurdu yoktur bir Veli kişi kadar hatta daha da büyüktür aslında Tuhaf. Ama toplum hükmünü vermiş damgasını vurmuştur ona. Tuhafların hapsolduğu yer, kendilerini iten, öteleyen, yuhalayan toplumun bir köşedir. İşte tuhafların bu lütuf gibi sunulan köşeyi de kaybetme şansı yoktur. Alt başlığın konusuna dönmek gerekirse Tuhaf da Veli kişi gibi edilgendir, naziktir, ketumdur. Fakat Tuhafla Veli kişi arasındaki kalın duvarı ören Tuhaf’ın bu özellikleri taşırkenki amacıdır tekrarlayacak olursak. Çünkü tuhaf üstüne üstüne gelen topluma edilgenlikle, ‘normal’lerin toplumdan yüz bulamadığı açıklarını, uçuk günahlarını dinleyip sallama ihtiyacına ketumlukla, ve kaba saba halleriyle tuhafın ruhunu kimliğini ezenlere nezaketle karşılık vermelidir tuhaf.
Tuhafın amacı toplumun kıyısında köşesindeki zindandan kovulmamak, orada tutunacak kadar kabullenilmektir.
TUHAFIN BUGÜNÜ
Tuhafın çoğunlukla geleceği de geçmişi de bir sonraki önceki yaşantıları ya da ihtimalleri değil, yaşanılanı temsil eder. Biraz açacak olursak Tuhaf için bugün yoktur. Tuhaf o günü o anı yaşamaz. Geleceği umut ederek, hayal kurarak Cahit Sıtkının o dizesini andırıp Olmazlara meylederek kurtuluşu bekler. Bugün ve kısa vadedeki yarınlar sadece bir bekleme süresidir. Yahut Tuhaflığın hüküm sürdüğü bu lanetli bugünü yaratan geçmişte bir sebep aramakla, geçmişte akar zaman. Bugün, geçmişte yaşayan tuhaflar içinse bir tv ekranı, bir vhs kasetin izlenmesidir.
Bu kaseti ileri geri sararak filmin sonunu değiştirmek için beyhude çabalar Tuhaf.
NORMAL VE UTANÇ
Normalin Tuhaf’ı iterkenki o plastik davranışlarında, sıklıkla duyarız, “Onun yerine utandım” minvalindeki sözleri sık duyarız. Bunun mealini Agamben’in Tanık ve Arşiv’deki cümlesiyle görürüz: İğrenmeyi deneyimleyen kim olursa olsun, iğrendiği nesnede bir şekilde önce kendisini ve sonra da korkularını bulur.
…
