Connect with us

Öykü

Levent Duran – Eğertutmaz Deresi

Published

on

“Sessiz ol” dedi Karanlık. Zifiri siyahlıktan gelen sese çevirdi başını Masum. Göremedi. Sadece bir nefes vardı ona doğru yaklaşan; düzensizdi. Tanıyınca bağırdı “Anne!” diye. Dilinde yenice ezber ettiği bir şeyler mırıldandı; belki kalbini sakinleştirecek bir dua. Bir kez daha “Sessiz ol!” diye bağırdı Karanlık. Kirli ellerini incecik boğazına yaklaştırdı Masum’un. Kendi siyahına katacaktı onu. Soğuk bir dehlize itilmiş bedeni yeni doğmuş kuzu yavrusu gibi titredi. Önce teslim oldu, kapadı gözlerini karanlığa. Sonra araladı ve hızla ayaklandı ardında duran ahşap kapıya. İtti küçük elleri ile gevşek menteşelere asılmış ahşabı. Karanlık ışığa gelemedi, durdu bir kenarda. Ve “Gel, kurtar beni” dedi Masum ışığa, “Gel, dol bu kerpiçten ahıra.”

Yüzüne düşen akşam güneşi belirledi yönünü Masum’un. Onu doğuran kadına varmaktı niyeti. Güneş uzattı gölgesini tırmandığı patikaya. Ve takıldı küçücük ayakları düzensiz taş yığınlarına. Kanadı elleri kızılca. Başı bir ardına baktı, bir önüne. Bu defa adımlarını seçerek bastı taşlara. Gittikçe uzaklaştı kerpiç ahırdan ve karıştı Masum akşamüzerinin ıssızlığına. Karanlık izledi dar ve ıslak delikten olan biteni. “Geleceğim” dedi. “Çok geçmeyecek saracağım her yeri ve alacağım senin narin bedenini.” Masum duydu bunları, hızlandı adımları; dikenli çalılar dolandı ayaklarına. Ciğerleri korkuyla soludu tezek kokan havayı. Bağırdı “Anne!” diye, duyan olmadı. Bağırdı “Gelme!” diye, duran olmadı.

Güneş ufuktan son kez göründü Masum’a. “Ama daha var değil mi?” dedi. “Daha var. Bak” dedi kendi kendine, “Kızılca da olsa aydınlık var.” Hareketsiz gözleri ellerinde kurumuş kanına dikildi. Sonra bir araba sesi duydu Masum. Saklandığı tezek yığının ardından heyecanla doğruldu ve koştu. “Yardım!” dedi. Aldı arabacı Masum’u ve sürdü. Arabanın içinde dans eden tozu izledi Masum. Sonra konuştu: “Beni” dedi. “Beni anneme götür.” Gözleri küçülmüştü Masum’un. “Ne olur beni anneme götür.” Araba sertçe durdu. Hiç konuşmadı arabacı, sadece baktı. Sakince söndürdü tüm ışıkları ve çağırdı Karanlığı. Masum anladı; attı kendini eski kırmızı arabadan toprağa. Küçük ve cılız bedeni kirlendi. Bir el vardı çok yakınında, kaçtı; son nefeslerini saklarcasına.

Bulamadı Karanlık izini. Çok yakındaydı ama tutamadı kurbanın ellerini. Aştı dereden geçen yarları, buldu köyünün mezrasını, gördü babasının harmanını ve bağırdı çatısı çökmüş dert evine “Anne!” diye. Gelmiş kapıya dayanmıştı artık. Her şey aynı gibiydi. Avlu aynı, ipteki çamaşırlar aynı. “Kurtuldum” dedi yüzünde nefessiz bir tebessümle. Annesine elini uzatmıştı ki; o yüz bir aynanın tuzla buz oluşu gibi çatladı ve dağıldı.  Silinde her şey bir anda.  Parçalar yere düşerken kerpiç ahırın duvarlarına saklanmış Karanlık çıktı açığa. Annesinin sıcak eli yerine, boğazında soğuk ve kirli parmakların baskısını hissetti. Işık söndü, ev silindi; geriye sadece ahırın nemli tezek kokusu ve geniz yakan o son hırıltısı kaldı. “Sessiz ol” dedi Karanlık. Kendi siyahına katacaktı onu. Masumun kanı süzüldü kulaklarından. Son defa araladı gözlerini. Soludu havanın nefretini. Kerpiç ahırın soğuk zeminine teslim etti Narin bedenini.

Küçük beden, karanlığın başladığı yerde öylece kaldı. Sonra kırmızı bir araba yanaştı; bir çuval, bir dere ve sonsuz bir sessizlik…

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir