Deneme
Adnan Altundağ Fakirlik Kağıdı “Enver Gökçe”
Eserleriyle insanlığa yol gösteren büyük sanatçıların birçoğunun, ortak kaderi bir başlarına ve sefalet içinde ölmek olmuştur. Bu yazarlar yazdığı eserlerle edebiyat dünyamıza kalıcı etkiler bırakmasına rağmen hayatta oldukları dönemlerde, gerekse daha sonraki dönemlerde de şanslı olmamıştır. Edebi geçmişimize baktığımızda birçok başarıya imza atmış yazarlarımız mevcut. Günümüzde isimleri maalesef bilinmemektedir.
Hem yaşadıkları dönemde hem de ölümlerinden sonra da tanınmayan yazarlarımız var. Yaşarken ve ölümünden sonra kıymeti bilinmeyen bir yazarımız da Enver Gökçe’dir. Hatta günümüzde şiir okuyanlar( ! )ve şiir yazan şairler(! ) dahi Gökçe’nin ismini bile bilmemektedir.
Ayrıca Gökçe, zor koşullar altında yaşamak zorunda kaldığı için -edebiyat tarihimize bir kara leke olarak geçebilecek olan- ‘’fakirlik kâğıdı’’ alan ilk şair olarak da ismi geçmektedir.
Enver Gökçe, kendi diliyle öz yaşamını anlatırken yaşadığı köyden Ankara gelişini, okul yıllarını ve edebiyata olan ilgisinden şöyle bahsetmektedir: ‘’1920 yılında Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı, Çit köyünde doğdum. Ankara’ya gelişimiz çok soğuk, hemen hemen kışın yeni başlattığı bir zamana rastlar. O zaman dokuz yaşındayım. Derken 929 yılında o zamanlar, Ankara’da Hüseyin Avni isminde bir zatın yönettiği hususi bir ilkokul vardı. Bu okula kayıt oldum, ilkokulu burada okudum ve bitirdim. 935 ve 936 yıllarında Cebeci ortaokuluna devam ettim. Lise tahsilime gene Ankara’nın Gazi Lisesi denen ünlü, okulda devam etmiştim. 939 yılında öğrenimimi tamamladım.’’[1]Gökçe; şiir ile tanışma ve üniversiteye başlamasını anlatırken; ‘’Bu yıllarda yeni yeni okuyor, tadalıyor, gelişiyor ve kendimi yetiştiriyordum. Celalettin Tevfik Bey adlı bir öğretmenimiz vardı. Bu öğretmen bana kendi derslerinde eski şairlerden (N. Kemal ve başka şairlerden) ünlü şiirleri okur ve okuturdu. Bana şiirin güzelliklerini anlatırdı. Bu öğretmene karşı, bana okuma sevgisi aşıladığı için, saygım büyük olmuştur. Yine Gazi lisesinde edebiyat derslerine Feyziye Abdullah ve İsak Refet gelirlerdi. İsak Refet edebiyat hocamız oldu. Bu hocalar beni yönlendirdiler edebiyata. Ben de mümkün mertebe faydalandım. Bu hazırlıklarla Üniversite yaşamına başlamış oldum. Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Türkoloji adlı bir bölüm vardı. Burayı seçtim’’.[2] demektedir. Üniversite yılları Gökçe için bir dönüm noktasıdır. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 1947 yılında mezun olur. Üniversitede okuduğu dönemde çeşitli dernek ve dergilerde çalışır. 1951’de İstanbul’da Kadırga Öğrenci Yurdunda yönetici olarak çalışırken tutuklanıp Türkiye Komünist Partisi davasında altı yıl ceza alır. 1951-1957 arasında cezaevinde kalır, ardından iki buçuk yıl Çorum’da sürgün yaşar.1960’tan sonra Ankara’da çeşitli gazetelerde düzeltmenlik, bağımsız yazarlık gibi işler yapar. 1963-1966 arasında İstanbul’da Yurtlar Müdürlüğünde görev alır. Daha sonra doğduğu köye çekilir.1977’de tedavi için Bulgaristan’a gidip geldikten sonra Ankara’ya yerleşip çevirilerle uğraşır.
Enver Gökçe; 1940 kuşağı toplumcu şairleri arasında serbest nazımdan da-Garip‘ten de çok uzak- kendine özgü bir şiir dünyası kurmuştu. Yetiştiği çevrenin dil özelliklerini halk deyişlerini kullanarak toplumsal düzenin yozluklarını acılı insanları anlattı.19 Kasım 1981’de Ankara’da Seyranbağları Huzurevinde 61 yaşında yaşamını yitirdi.
Enver Gökçe, çoğu zaman Ahmet Kaya, Sadık Gürbüz, Selda Bağcan gibi büyük sanatçılardan dinlediğimiz şarkı sözlerinin sahibidir.Görüş Günü, Gezden, Gözden, Arpacıktan, Gayrı Gider Oldum, Katlime Ferman, And Olsun, Ne Fayda şiirleri bunlardan bazılarıdır. Gökçe, halk söyleyişlerinin ses imkânlarından yararlanarak altmış bir yıllık ömründe sadece iki şiir kitabı yayımlayabilmesine karşın şiirleri dilden dile dolaşmıştır. Yaptığı masal derlemeleri ve çevirileriyle toplumcu gerçekçi şiirin özgün örneklerini vererek kendi dönemindeki şairler arasında yerini almıştır. 1940 Kuşağı sanatçıları gibi birçok zorluğa göğüs germek zorunda kalmıştır. Şiirlerini halk için yazdığını söyleyen şair, halktan kopuk bir yaşam düşleyememiştir. “Sınıf edebiyatı” yaptığının özellikle altını çizen Gökçe’nin şiirleri halkın içinde bulunduğu yoksulluğa, zulme, faşizme ve emperyalizme başkaldırı niteliğindedir. Orhan Suda,Enver Gökçe’yi şu ifadelerle tanıtır: “Bir evrenselliğin, yeryüzünün dört bir yanında hep beraber söylenecek büyük bir dünya senfonisinin bilinçli, yiğit ve usta işçisidir.”
Gökçe; Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Toplumcu Gerçekçilik Nâzım Hikmet Ran’ın açmış olduğu yolda ilerler. Nâzım Hikmet’in ilk takipçileri Türk Şiirinde “1940 Kuşağı” olarak adlandırılır. Bu kuşağın şairlerinden biri de Enver Gökçe’dir. Enver Gökçe, 38 yıllık sanat hayatında sadece iki eserle karşımıza çıkmasına rağmen toplumcu bir şair olarak sarsılmaz bir tahta oturmuştur. Onun şiirleri yaşamının bir aynası niteliğindedir. Gökçe’nin, hayatında eserleri kadar davaları ve sürgün yılları da büyük önem arz eder.
Gökçe,1945’te Orhan Veli ve arkadaşlarının ortaya çıkardığı Garip Akımı’nı ‘’hasta sanat anlayışı’’ olarak nitelendirir. Bu karşın dinamik halk edebiyatını desteklemektedir. Orhan Veli ve Garip Akımı’na yönelik eleştirilerini bu sözlerle ifade etmektedir: ‘’1945 yılında yani Garip’çilerin edebiyatımıza egemen oldukları bir çağda dergi yayınlamaya ihtiyaç duymuştuk. Bu devre henüz toplumcu akımı güçlendirmeye çalıştığımız bir devreye rastlar. Orhan Veli ve arkadaşları o zaman devrimci şiirleri yok sayan ve yozlaştıran bir çalışma içindeydi. Ve bu sebeple biz Ant çevresine, küçük bir topluluk da olsak, devrimci sanat sorumluluğunu üstlenmiştik. Bu anti-faşist ve devrimci bir gençlik ve onun devrimci sanatı etrafında yeni bir akımın mümessili toplumcu sanatı ortaya çıkarmayı amaçlayan gençlerdik denebilir.Bu sırada Nurullah Ataç ve arkadaşları bizim bu tutumumuzdan habersiz gibi görünüyorlardı. Bizim adımızı yok saymak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Rahmetli Nurullah Ataç yalnız kendi dar çevresinde ve Orhan Veli etrafında yaygara koparıyordu.
Gökçe, Garip Akımı temsilcilerinin tavırlarından dolayı yetenekli genç körelip yitip gittiğini de söylemektedir. Orhan Veli, Nurullah Ataç ve arkadaşları için; ‘’Hatta denebilir ki Nurullah Ataç ve arkadaşları bu devrede bizim bu sınıfsal karşı koymamıza, güçlenmemize, bilemeden yardım etmişlerdir.’’ Demektedir.
Enver Gökçe’nin şiirlerinin temelinde halkın kendisi vardır. “Dünyamızı insanca yaşanacak bir hale getirmek için şiiri ve sanatı sosyo-politik bir mücadelenin tanımlayıcı araçları olarak görüyoruz.” demektedir. Şair, “ben” derken de “bizi’’ kastederek bireyselliği tamamen reddeder. Böylelikle halktan kopuk bir şiir düşünemez. Gökçe şiirlerinde halkın yoksulluğunu, barış özlemini, savaş karşıtlığını, faşizm ve emperyalizme olan nefretini ele alır.
Sonuç olarak; İlk şiirinden başlayarak kendisine toplumcu gerçekçi bir yol çizen Enver Gökçe, şiirleri ve yaşamıyla 1940 Kuşağı’nın önde gelen isimlerindendir. Yaşadığı dönemde uzun yıllar görmezden gelinmiş büyük şair Enver Gökçe’nin şiiri dünyadaki yoksulluğa, emperyalizme ve faşizme direnişin sembolüdür.
“Enver Gökçe, çağdaş bir halk ozanıdır; halk şiirinin bir sözcüsü değil, yeni koşullar altında bir sentezcidir.”
“Eski biçimlere yeni içerikler yerleştirmek, biçimin okunurluğundan yararlanmak, 1940 kuşağının şiir kuramları arasında yer alırdı. (…) Gökçe de bu gerekçeyle rubailer yazdı… Rubailere yeni bir toplumcu özü yerleştirdi, okunma ve anlaşılma kolaylığını biçim öğesine yaslamıştı.
TURAN EMEKSİZ
Bir yürüyüş eylediler sabahtan
Ilgıt ılgıt kan gider loyloy!
Dayan dizlerim dayan!
Ağla gözlerim ağla!
Namlu puşt olmuş, atayağı puşt.
Yine düşman elindeydi vatan
Bir oğul çıktı Malatya’dan:
Anası Yılmaz çağırırdı
Haram süt emmemişti anadan.
Ve Beyazıt derler bir büyük alan
Düşman sarmıştı sağı solu
Düşman çok, cephane yoktu.
Yetişmemişti daha Cemal Paşa kolu
Amandı el aman!
…
Ya derdime derman,
Ya katlime ferman.
GÖRÜŞ GÜNÜ
Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele
Mendil salla el salla
Merhaba!
İzin olsun hapisane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaranın ateşi
Gitme dayanamam
Turan Emeksiz şiiri Enver Gökçe 20 yaşında katledilen Turan Emeksiz için yazdığı şiirdir.
Görüş Günü Şiiri dönemim olaylarını yansıtan en önemli şiirlerden biridir.
Ben şairim
Halkların emrinde, kolunda, safında.
Satırlarım vardır kahraman,
Satırlarım vardır cılız, cesur ve sıtmalı.
Ahdim var :
Terli atlet fanilalı göğüslerden
Püfür püfür geçeceğim.
Bir de aşıkım, kanlıbıçaklı
Yar için serden geçeceğim.
İnan ki ciğerparem, inan ki sevgilim
Bu hususta :
“Üçten, beşten, senden geride kalan değilim”
” (Memleketimin Şarkıları)
Ölüm adın kalleş olsun!
Enver Gökçe
