Öykü
Yiğit Çeperli – ATM 01
“Kartı gösterildiği biçimde girişe yerleştirin”, “işleminiz yapılıyor lütfen bekleyin”, “lütfen yapmak istediğiniz işlemi seçin”, “istediğiniz işlemi şu anda gerçekleştiremiyoruz lütfen daha sonra tekrar deneyin”, “başka bir işlem yapmak istiyor musunuz?”, “Lütfen kartınızı alın”.
Aynı cümleleri ATM sırasında 15 dakikadır duyuyorum. ATM’nin en önündeki sarışın, leopar kürklü teyze inatla ne yardım kabul ediyor ne de işlemi yapmaktan vazgeçiyor.
Yan yana toplam 8 tane ATM var. Benim bankamınsa bu sırada 2 ATM’si var ve ikisi de yan yana. Uzun süredir sağdaki ATM’nin 3. müşterisiyim. Eğer bu zamana kadar solda beklemiş olsaydım çoktan evimde olacaktım. Solda gelen geldiği gibi gidiyor, yeşil-beyaz ATM’nin önünde aynı anda en fazla 2 kişi bekliyor. Genellikle benim arkamda biri varsa hemen boşalan sola geçiyor ama ben öyle değilim yenilgiyi bu kadar çabuk kabul etmeyeceğim. Hem ya sola geçersem ve anında önümdeki iki kişi kaybolur ve sağdaki ATM boşalırsa? Tekrar sıra bekleyen tek kişi olursam? Bu riski almaya asla değmez, değmemeli, değerse bu sıra bekleme tüm anlamını kaybedebilir.
Nişantaşı’na benzeyen teyze hala kürkünün kabarıklığı ve karton poşetleriyle ATM’yi gasp ediyor, benim hemen önümdeki açık mavi gömlekli, kahverengi Oxford ayakkabılı ve gri ceketli gayet zevksiz iş adamı car car konuştuğu telefonuna ara vermeden sol ATM’ye geçiyor ve tüm çirkin kombini ve sesli telefon konuşmasını benden uzaklaştırıyor. 2 adım ileri yürüyorum ve Pangaltı doğumlu teyzenin hemen arkasında olan kişi artık ben oluyorum.
Sol ATM sırasındaki kötü kombinli adam sol elinde tuttuğu deriden yapılma, isminin baş harflerinin pirografi kalemi ile yakıldığı kahverengi evrak çantasını taze ıslanmış pis asfalta koymayıp bacaklarının arasına alıyor ve içinden birkaç tomar mor Yunus Emre çıkarıyor. Bu kadar parayı Cerrahpaşa’da, izbe bir oto yıkamanın arkasında kalan ATM’de işlemesi mantıklı mı bilmiyorum ama kendine ve kötü kombinine güveniyor gibi gözüküyor.
Herhalde 20 dakikadır burada bekliyorum ve Osmanbey’den hiç çıkmamışa benzeyen teyze hala burada ve inatla hiçbir yere ayrılmıyor. En son dayanamayıp ufak bir öksürerek boğazımı temizler gibi yapıyorum. Teyze doldurulmuş kediye benzeyen çantasından tuşlu bir telefon çıkarıyor ve yıllardır görmediğim bir şey yapıyor: numara tuşluyor. Oldukça sakin, yarısı dökülmüş kalan yarısı yanmış çakma sarı saçlarını savurup telefonu kulağına götürüyor, “Aysel’cim ben ATM’deyim şimdi para çekeceğim ama bu nemrut bana tek kuruş vermiyor. Kimseden yardım kabul edemem ben prim günlerini tek tek ödedim hiçbir iblise kaptırmam. Şimdi söyle napayım?”. Durup dururken hakarete maruz kalıyorum.
Soldaki ATM’nin trafiği hiç kesilmiyor. Kimse sıra bekleyecek kadar erdemli davranmıyor artık kimse sabrın kıymetini bilmiyor. Kapitalizm herkesin damarlarında kan yerine akıyor ve cüzdanlarından banka hesaplarına para değil dakikalar yüklüyorlar.
Yeni gelen herkes önce sağa, benim arkama geçiyor. Solda durmadığımı gören herkes o ATM’nin bozuk olduğunu varsayıyor. Sonra bakıyorlar ki o ATM bozuk değilmiş, ben hile yapmayacak kadar erdemli biriymişim. ATM’de işini gören herkes acıyan bir sırıtma ve şaşkınlıkla buruşan dudaklarıyla bana bakıyor ama ben hiçbirini umursamıyorum çünkü doğru olanı yapıyorum.
Öndeki, Harbiye’de apartmanı olan teyze ile 25. Dakikamdayım ve gram ilerleme yok. Arkamızda uzun kuyruklar olmamasından gelen rahatlık sanırım teyzem adım Atmıyor. Derin bir iç çekiyorum ve okuduğum kitapları, bana anlatılan öğretileri ezberimden geçiriyorum. Tekrar hafifçe öksürüyorum ve kafamı teyzenin omzuna doğru uzatıyorum. “Teyzem neredeyse yarım saattir bu soğukta burada dikiliyorsun. Öğretilerim sana bağırmamı, kızmamı veya bulunduğum yeri değiştirmemi engelliyor. Lütfen bir gram yardım kabul et de evimize gidelim” diyorum. Teyze kafasını çevirmeden ölü gözlerle ATM’ye bakıyor, travmatik bir olay tam olarak ATM’nin olduğu yerde gerçekleşmiş gibi resmen dikizliyor. Taşmış kırmızı rujlu dudaklarını açıyor “Bak iblis ben senden yardım falan istemem bak soldaki ATM boş hadi ona git benim Aysel’im gelecek o yardım edecek. Hem hasekide oturuyor birazdan burada olur. Seni burada ıssız yerde arkamda beklerken görürse ters düz eder seni”. Bu kadın bana ve öğrendiklerime saygısızlık yaparak onu rahatsız ettiğimi sanıyor.
Spor ayakkabılarımın içinde ayak parmaklarımla resmen yeri kazımaya çalışıyorum. Kalbim kazağımı yırtmak istiyor. Ellerim, ellerim teyzenin o yanmış saçlı kafasını güm diye ATM’ye vurmak istiyor. Hayır hayır bunu yapamam. Dişlerim dudaklarımı resmen kunduz gibi tırtıklıyor, artık parmaklarımda yiyebileceğim bir şey kalmadı ve mesanemle verdiğim savaşı her an kaybedebilir gibi hissediyorum. ATM’nin hemen yanında bir çorbacı var. Aslında gidip bi çorba içsem ufak da bir işesem fena olmaz. Hayır burayı bırakamam. Pes edemem. Ama ufak bir işesem? Hayır bunu yaparsam yerimi terk ederim. Öne eğiliyorum ve teyzeye soruyorum “teyzem Aysel’in kaç dakikası var?” teyze şaşırmamış, öfkeli şekilde “Tartsan 10 dakika”. Bunu duyar duymaz koşarak ezogelinci, ayakçı, işkembeci, domatesçiye gidiyorum. Kapıda bekleyen sigaralı çırak bana bakmıyor, sanki az önce çorba içmişim gibi yeşil ledle gösterilen tuvalete giriyorum.
Geri geldim ve teyze hala burada sanki bir heykel gibi bekliyor. O yaşta, musluktan daha kireçli dizleriyle nasıl durabiliyor bilmiyorum ama saygıyı illaki hak ediyor. Telefonla konuşmak, zaman geçirmek için önce sevgilimi arıyorum ama meşgule atıyor, arkadaşlarımı atıyorum ama her biri tek tek reddediyor veya boş çalıyor. Annemi babamı arıyorum ama onlardan da bir hayır göremiyorum. İlkokul hocamı arıyorum ama numara kullanım dışı diyor. Tek başıma bu mendebur pardon tontiş teyzeyle baş başa bekliyoruz.
Aysel olması için tanrıya yalvardığım bir kadın geliyor. Bu kadın ise öbür kıtadan, bostancıdan bize katılıyor olmalı. Mavi kot pantolon, kahverengi kabanı anca görebiliyorum. Bizim Şişli’li teyzeye sarılıyor. Bütün o öğretiler ve inancım bu sefer benle beraberler. Aysel bana iğrenmiş gibi bakıyor, masmavi göz makyajından bunu seçebiliyorum. Aysel önce kartın çipini üstüne siliyor, daha sonra hohluyor ve daha sonra tekrar siliyor, kartı ATM’ye takıyor ve yanlış olmasın tam BİN lira çekiyor. Parayı teyzeye veriyor ve kol kola girip gidiyorlar.
Teşekkür ederim öğretiler, teşekkür ederim sabrım ve teşekkür ederim Tanrım. Geç olacak, güç olacak ama olacak. Bunu biliyordum. Beni yalnız bırakmadığını biliyordum. Yıllarca süren okumaların farazi olmadığını gerçek bir anlamı olduğunu biliyordum.
Yaşlı gözlerimle ATM’ye adım atıyorum. Birinci adım: kendime güveniyorum. İkinci adım: öğretilere güveniyorum. O üçüncü… ve ah o üçüncü adım. O üçüncü adımı atıyorum: kendim ve öğretilerle gurur duyuyorum. Sol elimi kabanımın cebinden kurtarıp pantolonumun sol ön cebine sokuyorum ve cırt cırtlı Star Wars’lı cüzdanımın cırt cırtını tüm Cerrahpaşa’ya yankılıyor. İçinden bankamatik kartını çıkarıyorum ve çipini tıpkı Aysel gibi üstüme siliyorum. “Kartı gösterildiği biçimde girişe yerleştirin”, “işleminiz yapılıyor lütfen bekleyin”, “lütfen yapmak istediğiniz işlemi seçin”, bu sesler bu sefer bir ilahi gibi geliyor. Çekmek istediğim tutarı yazıyorum. “Çekmek istediğiniz tutarı şu anda veremiyoruz, lütfen ekrandaki tutarı çekin veya başka bir zaman tekrar deneyin”. Öğretiler bana pes etmemeyi öğretti. Yağmurun altında kenara kaykılıyorum ve ATM’ye para Atması için birini bekliyorum.
