Connect with us

Öykü

Salih Arslan – Tersinden Kalkan Bir Ağaç

Published

on

Tersinden kalkan bir ağaçtım o gün…

Kırık bir aynadan diğerine geçmeye çalışan bir yokluk, belki bir gölgeyim. Kedimi unuttum ama geriye dönmek istemiyorum çünkü geride kalan bir şey yok; varsa da o bana ait değil artık. Belki de o orada daha mutludur bensiz. Bunu kabul etmek ne kadar zor ama biliyorum; nereden mi? Camı kim kırdı sence? Gitmek istememin bir nedeni de kırık cam teorisinin etkisi mi? Bilmiyorum ama eski aynamda mutlu değildim ve ışık haddinden fazla beyazdı. Gerçi kırmızı olmasını ister miydim? Eh, kör olmasam belki bunu dert ederdim. Gözlerim var mıydı hatırlamıyorum. Kendimi bildim bileli böyleydim ama yeni bir yerim var artık; hissediyorum, gözlerim olacak çünkü zihnimde yeri var. Makas ile yerini açarım.

Bu arada ben bir kağıdım. Bir gün yüksek bir binadan düşerken gölgemi gördüm diye masalları hiç sevmezdim. Kedim kağıttan, dizlerim yok ve üstelik yağmuru çok seviyorum. “Neden bana geri dönmedin?” dedi, hatırlamıyorum. “Seni,” dedim. Aklımda birden bir ananas büyüdü. Pinokyo? Zihnin ukalalığı. Balıkların dedikodusu ve güzellik zehirlenmesi. Elim Ekim ayından bir gün; sevgilim bir şiir katili ve yer benden hoşlanmıyor. Beyaz renk çok abartılıyor. Bir şey olduğu gibi olduğu için abartılmamalı. Akıl doğru anlaşılmalı, gönül duyulup dinlenilmeli ve adam yerine konulmalı. Peki adam? Yersiz adam artık o.

Boğazından kırmızı bir ipin ucunu çeken ve içinden binlerce fare çıkaran kedi karşımda ve ben ayaklarımın altından kendime bakıyorum. Kendimi mi büyütüyorum? Olduğum gibiysem? Kahkahama martılar da eşlik ediyor ama vapur neden ters? Kedi ne zaman kaptan oldu? Sarı? Kırmızı? Eskiden beri sevişiriz ve aklımız bize katılmaz. Eldivenlerimi çıkarıp elimdeki böceğin çıkışını görünce aklıma eskiden yattığım mezarım geldi. Ne günlerdi… Kafamdan binlerce kelebek ve beyaz güvercin çıktıktan sonra yine aynı mezara uyanıyorum ve çıkmak için uğraşmıyorum. Kedi kırmızı bir pençe ile mezarımı kazıyor. Neden? Elime bakıyorum, elimde kırmızı bir ip. Ucunu bulmaya çalışıyorum ama kedi hırçınlaşıyor. Beni duyuyor mu? Ben, beni duyuyor muyum? Nasıl? Bir ben mi varmış? Var işte; mezarın varsa sen de varsındır. Kendime inanamıyorum ama öyle değil, böyle.

Kafam yerinde mi diye merak edip kafama bakıyorum ama birden bir mezarı kazdığımı fark ediyorum. Kafam uçmuş? Kedi nerede? Neden mezarlık değil burası? Kim bu içerideki? “Birlikten kuvvet doğar” yazısıyla bir uçak geçiyor gökyüzünden ve ben hala kafamı bulamıyorum. “Birlikten” mi? Kuvvet kız mı erkek mi? Neden ilk anlamlar üzerinesin sevgili zihin? Ben buyum. Peki ben niye buyum? Çünkü ben istedim. Ben neyim? Sen bir hiçsin. Nasıl? Soru sorabiliyorum? Biliyorum. Bir anlam ifade edemedim ve ‘ifa etmek’ üzerine düşündüm. İmge neydi? Bir şeyin imgesi varsa o şey var mıydı? Ben belki de bir kelebeğin yorgunluğuyum.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir