Connect with us

Mektup

Bülent Sayak – Taşralı Mektupları

Published

on

Yazılanları kıvırıp çevirdim, evirdim yüreğin ince sızıntılı yerlerini. Şimdi bir yerlerde birileri geyikli geceye bakmaya iner, birileri sözcüklerini kısar dünyanın, ötekisi hanidir beklediği sevdiceğine kavuşur. Hepsi kavuşur ama hiçbiri bilmez her kavuşma bir bekleyişin ölümüdür. Ben ne zamandır içimdeki senle konuşur dururum bilinmez ama ilktir karşılaşmamız şu dünya karnavalında. Burası cayır cayır gürültülü, talepkâr ve arsızdır. İçindeki bir seni koysan diğeri yavan gelir. Korkutmayayım gözünü. Bazen de kırık havaların çalındığı günlerde, ufka baktığın o maviliğin kıvrımlarında yakamozlar da gelir. Ruhunu alır o ışıltı, kamaşır varlığının gayeleri. İşte dünya dedikleri kahır çatısının altında baktığın çıldırtıcı o sahnedir. Kışkırtır. Birileri gelir sözcükleri yan yana dizer bense onları boyarım. Bir damla kanla, ezilmiş bir gül yaprağıyla, nar çiçeğiyle ve çimen kokusuyla. Ah! Nasıl da benziyor kelimeler rüzgârlı bir yaylada doludizgin koşan yaban atlarına.

Her şey yaratılmıştır. Nefes, töz ve atlar. Ne yazık kimse erişemiyor o ilk yaratanın ilhamına. Bu yüzden yazılan ve yazılmakta olan, doğmuş ve sırf bu sebepten ölmekte olan her şey adını nakşediyor öykünmeler kitabına. Oysa ben sana; yakılan bir parça kağıt parçasının, narin kanatlarını kelebeğin, tüyden hafif -ama ruha benzeyen o hafiflikte- bir uykunun ilk halini sunmak isterim. Adak tutmadan önce görmek isterim gözlerindeki yalazı.

Gerçekleşeceğine inandığım ve yine inandığım için en büyük korkularını duyduğum hikayemin neresine noktalanırsa sevgi, orada nergis açacağım ¬-kokusunu sadece senin duyumsayacağın-

Adına nicedir kader denilen yollar da yaratılmıştır, çınarların uğultusu ve homurtusu evlerinde habersiz yatanların. Sözcükleri yan yana dizmenin baş döndürücü şevki ve aylı gecenin altında ayak sesleri de..

Kış örülmesi gereken atkılar, yazılması gerekli doğu masalları ve yakılması illa ki şart o kadim ateşle gelir. Ellerini ısıt o ilk çocukluğun ince parmaklarıyla ellerini..

Ateş ilhamıyla gelir.                                                                          

17 Kasım 2025

***

Kim nasıl biliyor bunu? Ben önümü göremiyorum. Yığınla yazılmış ve yazılacak olanları beynimde döndürüyor uçlarını birbirine bağlayamıyor darmadağın öylece tortop evin el değmeyecek yerlerine döke saça bırakıyor arkama dönüp bakmıyorum. Bilirsin düzensizlikten hoşlanmam düşüncelerin bu birbirini kovalayan, zaptedilemeyen halini belki de bu sebepten varlığıma savaş olarak ilan ediyor yine de onların kalabalık bir ordu oluşundan mıdır belirsiz görünmez hallerinden midir dövüşmeye yeltenmiyor, halkı kendine öfkeli bir diktatör edasıyla gözlerimi gerçeklere yumuyor isyankar hallerini çalkanan bir coşku hali imiş -gibi- kabulleniyorum. Ancak beni devirdiğinizde sizlere teslim olabilirim zaten ezelden biliyorsunuz diyorum.

Modernizm isyanları da kendine benzettiğinden beri yaklaşamıyor hiçbiri eski kudretli hallerine.. Sadece dışarıdan değil engel ta içten. Gaflet bile dizlerini vura vura gelir bizim en kıvançlı cümlelerimiz bir fısıltıyla ağızdan çıkmış yolunu kaybetmiş gibi. Gibi. Belki çağın sözcüğüdür.

Her şey nasıl da bulanık hep aynı acıyı mı çekti insanoğlu? Kaç aylık doğulunca yetilir kendi kendine? Bağlılık mı bağımlılık mı çektiğimiz eziyetin ne kadarı doğumdan beri yakamızda -sıkı sıkı kavranmış elleriyle? Söyle insan lanetiyle mi düşer yeryüzüne? Kovuldu mu kovulacağını bildiği için mi bu denli sarsılmıştır? Milyar yıl ama görüyorum hiçbir farkım yok kelimenin olmadığı zamanlarında mağaralara ellerini basan atalarımdan. En yüce düşünceleriyle dâhilerden, tapındıkları kitaplarıyla inananlardan, sorgulayıcı gözlerle günahkarlardan ve zevki kutsallaştıran hazcılardan. Ne acı.

Toprak ayaklarımızın altına serilmişti bir bütündü evren parçalarına ayrılmadan birer birer isimleri konmadan önce. Sen ve ben ayrı ayrı sen ve ben olabildiğimiz gibi bütündük de. Yaratılışın sırları çözülemeyecek kadar iç içe geçmiş karışmıştı. Kim getirdi o soruyu önümüze koydu saatli bir patlayıcı gibi. Duyuyor musun? Tik tak. Yasak meyve gerçekten sorgulamak mıydı?

Sonrasında ise hiçbir şey yekpare olmadı. Öz özümüzden parçalandı. İnsan ilk acıyı o an duyumsadı. Daha önce de düşmüş adını koyamamıştı. Ellerinden dizlerinden belli belirsiz parıltılar saçan şeytani yanan bir sıvı akmış bir isim vermeyi o an düşünememişti. Bilemezdi asırlar sonra o sızanlar için ne savaşlar peydahlanacak adına kan denen her ırkta nasıl oluyorsa farklı akan ‘şeye’ biriciklik atfedilecekti.

Anlatılan masalların hangisi masum ve yatmıyor kalbinde, ardından bir niyet?

Yine de ve inatla.                                                                                        

31 Aralık 2025

Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir