Öykü
Adnan Altundağ-Bir Kalış Hikayesi
Havada yağmur sonrası toprak kokusu. Esiyor baharın yeli usul usul. Duvarın dibinde sırtını duvara dayamış bir kadın oturuyor. Bastonunu yanaklarındaki kırışıklıklarına dayamış. Başında alyazması. Mavi boncuklu. Kadın seyre dalıyor gözlerinin önünden akıp giden gençliğine.
Kaç yiğit kılıç kalkan kuşanıp çarpıştı er meydanında. Kaç civanmert genç eşkıya olup dağda bayırda kurşun attılar. Kim bilir kaç selvi fidan mahpusta ranza dibinde dilinde tembel bir türkü, ağzında sönük bir sigara volta atıp yitirdiler bir ömür. Kara ceylan rengi gözleri, nergis kokan serin memelerinin uğruna.
Kim bakardı uzağa köpekleri saymazsak duvar dibindeki kadının baktığı gibi.
Kocası geldi sessizce oturdu yanına. Dişsiz ağzında yılan gibi tıslayarak
‘’ Hiç hayır görmedim çocuklarımdan’’ dedi. Kadın yüreğinin derinliklerinden bir kelimeyi kuyudan su çeker gibi yavaş yavaş çıkararak
‘’ hiç hayır görmedim senden’’ dedi kocasına dönerek.
‘’Erkek kadına Seni seviyorum’’ demedi. Kadın ‘’ama nasıl?’’ Diye sormadı. ‘’Erkek, Avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya’’ diye cevap vermedi. Kadın, ağzında eski bir Anadolu türküsünü söyler gibi erkeğin gözlerine bakarak seni seviyorum demedi. Kadın sustu. Erkek nasıl sevmiyorsun diye sormadı. Bir kitap düşmedi yere. Kapanıp açılmadı bir pencere. Ürkek bir güvercin yavrusu havalanmadı karşı damın çatısından. Kadın sustu. Sarılmadılar. Ayrılmadılar.
