Yazılar
Meryem Ağar- Bu Çileye Bir Son
İnsan olmanın beni yorduğu bu günlere uyanırken doğan güneşi selamlamayacağım, hayır. Bugün kızgın olan benim, ve harflerim cansız nesneleri bile yakacak kudrette. İnsana dair ne varsa reddediyorum. Modernleşen dünya ve gelişip büyüyen her şey tiksinti uyandırıyor hücrelerimde. Ufalmak, gerilemek ve en eskiye dönmek; ah, keşke! Bekleyeceğim. Bu güzide apartmanın köhne bodrum katında kaderimin değişmesini bekleyeceğim, belki de ben değiştireceğim. Her yer rutubet kokuyor, tavandan su damlıyor, duvarın boyaları sökük, eşyalar pis ve tozlu. Yukarıdakilerin gürültüsünü ve kahkahasını dinlemekten bıktım üstelik. Mutfağımda fareler geziniyor, her köşede bir hamam böceği göz göze geliyor benimle. Katlanmaktan bıktım; çalan telefonlara ve kambur oturuşlara. Bugün bu çileye bir son vereceğim. Tırnaklarımı yiyerek, saçlarımı yolarak, kendimi sıkıp kasarak başlayacağım işe. Kaçıyorum, hakkımda söylenenlerden, kim olduğumdan, ne yaptığımdan. İnsanların dilinde tanımlanmak, sıfatlar yüklenerek anlatılmak midemi bulandırıyor, halbuki eskiden hoşuma giderdi bu, var olduğumu hisseder ve bunu severdim. Sonra her şey değişti, hiç var olmamış olmayı yeğledim zamanla. Ne yazık, bir benliğim bile yok. Neyse ki bugün bu çileye bir son vereceğim. İnsan olan yerlerimi yok edeceğim, yaşayan ve ışıldayan yerlerimi. Telefon çalıyor, duvar saatinin tik taklarını duyabiliyorum, musluğu açtım. Korkunç, unutmam lazım! Vücudum titriyor, bir köpek havlıyor sokakta, üşüyorum. Her şeyi unutmam lazım. Dedim ya, bugün bu çileye bir son vereceğim.
Arkamdan “hayatı çok seviyordu/hiç beklemezdik” demeyecekler belki, demesinler; hayatı hiç sevmedim ve benden her şey beklenir. Estetik bir ölüm sunmayacağım geride kalanlara, bunu reddediyorum. Yaşamımı dokunaklı bir şekilde sonlandırıp onların edebi sözlerle afili acılar çekmelerini sağlamayacağım. Midemi bulandırıyor bu fikir, önemsiz ve basit bir ölüm, kimsenin ruhunu okşamayan, can sıkıcı ve utangaç bir ölüm, tek isteğim bu. Ne Sylvia Plath olma iddiam var ne Nilgün Marmara. Benim bir adım yok, isimsiz, kimliksizim. Yaşamım gibi kıyıdan, köşeden, gelişigüzel yaklaşmalıyım ölümüme. Bir an olmalı ve bitmeli, yüreklerde hiçbir yankısı olmamalı.
Soyundum, suyun altında yazık olmuş yaşantımı düşüneceğim biraz. Sonra olgunlaşmış bedenimin gerçekliğine tiksintiyle bakar, ağlarım küçük bir kız olduğum o eski günlere; bedenimin yuvarlak hatlarına lanetler okur, istemediğim kocaman eller hissederim tenimde dehşete düşerek. Pisim, kirliyim, temizlenemeyeceğim hiç. Bu sevmediğim bir kadının bedeni, taşımak zorunda olduğum. Vazgeçiyorum hiç tanımadığım o kadını yaşatma sevdasından. Bugün bu kadına bir son düşünmeliyim.
“Merhumu nasıl bilirdiniz?” diye soracak duygusuz bir ses. “Bilmezdik!” diyecekler. Ey benim yabani ruhum, sana Fatiha’lar okuyacaklar hızlı dudak hareketleri savuşturarak. İnanma. Göğe bir kez olsun bakmayı bilmemiş kirli avuçların sesi Allah’a ulaşamaz, sana rahmet yağdırmaz.
Geride hiçbir şey bırakmıyorum, hiçbir izi kalmayacak varlığımın yeryüzünde. Sözümün, kelamımın hükmü yok. Birkaç şey yazdım, hiçbirini bir biçime sokmadım; şiir desen şiir değil, öykü desen öykü. Zaten konuştuğum dili de hiç benimsemedim. Ne cıvıldayan kuşlardan bahsedebildim ne renkli ve kokulu çiçeklerden, ne aşktan ne güzellikten. Tiksinti ve öfke! Adını tarihe yazmış samimiyetsiz şairlere, süslü ve ağdalı edebi cümlelere, fiyakalı aşklara, cafcaflı acılara, afili hikayelere, her şeyin estetik olanını kovalayanlara, hepsine karşı; samimi bir tiksinti ve öfke! Yaşamı bilemedim hiç, hep ölümü aradım ve anlattım. İçim soğusun diye yazdım alfabeyi öğrendiğimden beri, içim soğusun diye yaşadım. Çırılçıplağım şimdi, dişlerim birbirine çarpıyor soğuktan titrerken ancak içimde hep o cehennem ateşi; geçmiyor. Nasıl olur bu ölmek işleri? Biri bana yardım etsin. Hiç mi bir şey beceremez insan?
Aynaya bakıyorum. Bu kadını tanımıyorum. Gür siyah kaşlarım ile uyumlu iri kahverengi gözlerim şişmiş ve kızarmış, bitkin ve umutsuz bir görüntüm var. Dudaklarım kuru ve çatlak, su içmediğimi hatırlıyorum günlerdir. Saçlarım dağınık. Dünya hırpalamış beni, besbelli. Oysa ki annemin rahmine dönmeyi ne çok isterdim, hiç sevilmeyeceğimi bilirken bir ceninken dahi. Her şeyi kontrol etmek ve kendim doğurmak yeniden kendimi. Hain bir yazgının esiri oldum asırlardır ama bu konuyu es geçelim lütfen şimdi.
Şu soruya bir cevap vermeli artık: Nasıl olacak benim bu ölüm işi? Yalın ve basit, herhangi bir his uyandırmadan, kendi halinde. Bunu öğrenmeli aynadaki. Bu kadına iyi bir son yazmalıyım, senaryo utanç vermeli aynanın ötesindeki her şeye ve ben bugün bu işi halledeceğim. Ama önce bir bardak soğuk su, ölmüşlerimin ruhuna, yalnızca bir bardak soğuk su!
04.07.2023
